Tunuslu yönetmen Nacer Khemir, Türk yapımcılarla iş birliğine açık olduğunu söyledi

Tunuslu yönetmen Nacer Khemir, Türk yapımcılarla iş birliğine açık olduğunu söyledi

Tunus sinemasını dünyaya tanıtan ünlü yönetmen Khemir, Türkiye sevgisine ilişkin, "Türkiye'yi gerçekten çok seviyorum ve burası İslam medeniyetine can vermek için tohum atma kabiliyetine sahip." dedi.

Küçük yaşlarında klasik Arap kültüründen ve anlatılan hikayelerden etkilenerek sinemaya yönelen Nacer Khemir, sinema alanındaki çalışmalarını anlattı.

Khemir, "Eskiden Bir Sinemacıydım" başlıklı bir proje üzerine çalıştığını, filmin konusunun da sinema sanatıyla uğraşan birinin beyazperdeyi terk ederek, ressamlığa dönüş hikayesi olduğunu kaydetti.

"Çöl İşaretçileri", "Kayıp Güvercin Gerdanlığı" ve "Bab'Aziz"den oluşan "Çöl" üçlemesi filmlerinde sufizmin güzelliklerini seyircilere aktarmaya çalıştığını söyleyen usta yönetmen, sufizmin İslam'ın ruhu olduğunu savunarak, "20. asrın başında herhangi bir iş sahibi, ister marangoz, ister demirci, ne olursa olsun şeyhi olmayan kişi bir meslek sahibi olamazdı. Mesleklerin ürettiği estetikler sufiliğe bağlıydı. Aslında etrafımızdaki tüm oluşumlar sufiliğin eseridir. Sufizmi kaybedersek, güzellikleri de kaybederiz." diye konuştu.
"Sufilik ve İslam ilişkisini ele alan bir film için kaynak bulmak zor"

İslam dünyasını etkileyen Muhyiddin İbnü'l Arabi'yi ele aldığı 3 saati aşkın "Muhyiddin'i Aramak" adlı belgeselini, mayısta Konya'da izleyiciyle buluşturan Khemir, şunları söyledi:
"Bana yazılı birçok değerlendirme geldi. Bazıları 'Gözümüzü kırpmadan izledik, 3 saat boyunca.' yazmıştı. Film, belgesel olmasına rağmen tam belgesel gibi değil aslında. Sizi bir iç seyahate sürüklüyor. Sanki kendin dışında bir şey izlemiyor gibi hissediyorsun. Hissi ve fikri bir yolculuk var."

Usta yönetmen, filme hazırlık aşamasının oldukça zor olduğuna değinerek, "Sufilik ve İslam ilişkisini ele alan bir film için kaynak bulmak zor. Mesela ben Bab'Aziz filmi için 10 yıl kaynak aradım. 'Muhyiddin'i Aramak' belgeselini de çok basit imkanlarla çektik. Çekimlerde elimizde ışık bile yoktu, şartlar çok zordu. Yani 3 saatlik filmi ışıksız çektik." ifadelerini kullandı.

Yurt dışında filmlerini göstermek için maddi kaynaklarının çoğu zaman yeterli olmadığının altını çizen yönetmen, "Türkiye, İspanya ve İngiltere gibi birçok ülkeye gitme masraflarını karşılamak için kaynak bulamıyorduk. Filmimi sunmak için bir yere davet edilmeyi bekliyordum ve o zaman da gidip orada film çekiyordum. Davet edildiğim festivallere de giderim. Ama filmlerimi pazarlamak gibi bir imkanım yok." dedi.
"Kültürel mirasımızı görüntüye çevirmezsek tarihte yerimiz olmaz"

Yönetmen Khemir, Türk sinemacılarla iş birliği yapmaya açık olduğunu aktararak, "Şu anda Tunus hakkında başladığım bir belgeseli tamamlama ümidim var. Bunu bir Türk yapımcıyla yapabiliriz. Bunun üzerine konuşuyoruz. Daha önce de Türkiye'ye filmlerimi takdim etmek için gelmiştim. O zaman bazı yönetmenlerle görüşme şansım olmuştu ama ortak yapım film işine girmemiştik." şeklinde konuştu.

Tunus dahil dünya sinemasında Batı odaklı bir bakış olduğuna dikkati çeken usta yönetmen, eşinin de rol aldığı "Fısıldayan Kumlar" filmini birçok festivale gönderdiğini, fakat filmin konusu batılı bakışla örtüşmediğinden kabul edilmediğini dile getirdi.

Nacer Khemir, "Fısıldayan Kumlar"ın Hindistan'daki bir festivalde birincilik ödülü aldığının altını çizerek, "Batı tarzıyla uyuşmayan tüm sinema filmleri zorluk çekiyor. Bu bir sorun. Batı tipi filmler bizden her şeyi aldı. Belli bir fikir ve pratiğe bağımlı olarak sürükledi. Ben gençlerimiz için bunu istemiyorum. Onun için farklı bir sinema tarzı sunmaya çalışıyorum. Sinema, Batı'nın istemediği şekilde içimizin aynası olabilir. Ben farklı bir örnek vermeye çalışıyorum. Mesela Bab'Aziz, Batı yöntemiyle örtüşmüyor. Ben kendim, ailem, arkadaşlarım ve sevdiklerim için film yapıyorum, Batı'nın sorularını cevaplamak için değil." değerlendirmesinde bulundu.

"Kayıp Güvercin Gerdanlığı" filminin konusundan yola çıkarak, Arapça "Aşk" adlı bir kitap kaleme aldığını sözlerine ekleyen Khemir, şunları kaydetti:
"Arapçada, aşk kelimesinin 60 anlamı var. Bir dilde aşkın 60 adı varsa bu dil hiç kötü olamaz. Çünkü dil, medeniyetin aynasıdır ve aşkın adları toplumun ruhunu anlatır. Kitabı İngilizce-Fransızca olarak yazdım. 4 bölümden oluşuyor. Arap toplumları işitme ve rivayet kültürüne dayalı, sadece görmeye dayanmıyor. Bu en önemli şey. Dünya ise sadece görmeye dayalı. Aslında Arapça göz kelimesi hem su kaynağı hem kabın gözü hem gözle görmek anlamına gelir. Göz hayatı yenileme aracıdır. Arap medeniyetinde yenileme gözle görmekle olur. Bunun için Arap toplumunun görmeyi, görüntüyü ihmal ettiğini söyledim. Halbuki şimdiki medeniyetler görüntüye dayalı. Eğer biz kültürel mirasımızı görüntüye çevirmezsek tarihte yerimiz olmaz."
"Filmlerimi estetik, güzellik üzerine kurarım"

Tunuslu yönetmen, Arap toplumlarının güzellik hissini kaybettiğini savunarak, "Bu büyük bir kriz. Halbuki Allah güzeldir, güzelliği sever. Böyle bir hadis de var. Güzellik ve sevgi iki dengeli terazi gibidir. Nerede sevgi varsa orada güzellik vardır. Ben seyircilerimin filmimi sevmesini isterim. O yüzden de filmlerimi estetik, güzellik üzerine kurarım." ifadelerini kullandı.

Batı'nın düşünce yapısında gerçek ve somut bir arayış olduğunu söyleyen Khemir, "Bu yüzden Batı'nın filmlerinde aşırı realizm var. Ben realiteyi bir buz dağı gibi görürüm ki, o dağın sadece yüzde 10'u görülür. Ben sadece gözlerle değil, filmlerimde ruhla muhatap olmak isterim. Estetik ve şairlik, namaz gibi bir maksattır, aşktır, tecellidir ve insanın kendi ruhuna dönmesini sağlar. Yani dış odaklı bir görüş değil, iç görüşü sağlar." dedi.

Nacer Khemir, oryantalist söylemlerin yaygın olduğu bir dönemde, İslam dünyasından hikayeleri ortaya koyduğunu ve bu filmleri yaparken oryantalizmi aşan bir görüntü sergilemeye çalıştığını dile getirerek, şöyle konuştu:

"Çünkü Tunus'ta 20. asırda, Fransa kolonyalizmine dayalı bir görüntü vardı. Ben Türk, Moğol ve Fars tarihinin parçalarını öne çıkarmaya çalıştım. Görüntüden ziyade bu parçaları öne çıkarttım. Ressam olmamda da tarihi ögeler kalbime görüntüden daha yakındır. Mesela 'Kayıp Güvercin Gerdanlığı' filminde görüntüleri gölgesiz tasarladım. Halbuki normal görüntülerde gölge olur. Bu durum da aslında tarihi eserlere daha yakın olmamdan kaynaklanıyor."
"Çocuklarımız bizimle kalsın, başka yere gitmesin"

Sanat alanında sinemacıların önemine değinen Khemir, "Sinemacıların aslında birinci görevi, tipik ve klasik sinemadan çıkıp, marjinal yolu seçmek ve farklı argümanlarla hikayeyi anlatmak, ikincisi ise gençlere tarihi ve kültürel bilgiler vermek. Bu yeni yol eleştirmenleri bile şaşırttı. Çünkü çok yeni ve doğum aşamasında. Benim temennim, çocuklarımız bizimle kalsın, fikirleri, güzellikleri ve bakışlarıyla başka yere gitmesin. En büyük risk, İstanbullu bir gencin New York'ta yaşaması. Bu gerçekten yıkıcı bir şey." değerlendirmesinde bulundu.

Usta yönetmen, Türkiye'ye birçok kez geldiğini söyleyerek, "Türkiye'yi gerçekten çok seviyorum ve burası İslam medeniyetine can vermek için tohum atma kabiliyetine sahip. Türkiye hakkında çok umutluyum. Türkiye'de eski ve yeninin homojen bir şekilde çatışma olmadan bir araya getirilmesi için çaba serf edildiğini gördüm." ifadelerini kullandı.

Bugüne kadar 15 uzun metraj film çektiğini, yazdığı senaryoların ise 40'ı aştığını vurgulayan yönetmen, projelerinde kaynak sorunu yaşamaya devam ettiğini, kendi filmlerini klasik bir yapımcının çekemeyeceği görüşünü seslendirdi.

Diğer Haberler
Bu haber için henüz yorum yapılmamış, İlk yorumu siz yapabilirsiniz.
Yorum Yaz